İkna Yöntemleri

Her gün bizler ikna ile karşı karşıya geliyoruz. Lokantalar bizi en son ürünlerini denememiz için çağırırken sinemalar son gösterimler için sürekli bizden oraya gitmemizi istiyor. Çünkü ikna hayatımızı kaplayan en kaçınılmaz öğelerden biri. Dış kaynaklardan ne kadar etkilendiğimizi gözlemlemek çok ta zor değil aslında.

Hayatta çoğu zaman iki seçenek vardır. Ya ikna edersiniz biri size yardım eder ya da ikna edilirsiniz ve siz birine yardım edersiniz. Bu nedenle ikna gücü olmasını çok fazla istediğiniz bir şeyi daha hızlı elde edebilmeniz için size her zaman yardım eder. Bütün yetenek ve becerilerinizi en üst seviyede kullanmanızı sağlamakla beraber ilerlemenize katkıda bulunur.

Etkileme bağlamında çok güçlü olması nedeniyle ikna teknikleri çok eski zamanlardan beri çalışılıp gözlemlenmektedir. Fakat 20. yüzyıldan bu yana sosyal psikologlar resmi olarak bu teknikler üzerinde çalışmalara başlamıştır.

Bu verilen teknikler yüksek derecede etkili tekniklerin yalnızca bir kaçı.

1. İhtiyaç yaratın

Bu ikna yöntemi var olan bir ihtiyaca dikkati çekmek ya da bir gerekliliğin önemini ortaya çıkararak gerçekleşir. Bu kişinin sığınma, sevgi, kendine saygı ve kendini yenileme gibi temel ihtiyaçları kapsar.

2. Sosyal İhtiyaçları Ortaya Atın

Diğer bir etkili ikna yöntemi diğerlerine benzeme, popüler olma veya prestij sahibi olma gibi ihtiyaçları kapsar. Televizyon reklamları bu konuda pek çok örnek sunar. Sayılan veya diğerleri gibi tanınan bir kişi olacağı vurgusunu yaparak ürünleri satın almaları teşvik edilir. Amerikalıların yılda ortalama 1.500 veya 2000 saat televizyon izlediği düşünülürse televizyon reklamlarının ne kadar büyük bir ikna kaynağı olduğunu tahmin edebilirsiniz.

3. Anlamlı ve Yüklü Görüntüler ve Sözcükler Kullanın

İkna çoğu zaman görüntü ve sözcüklerden faydalanır. Reklamcılar pozitif içerikli söz ve resimlerin etkisinin farkında. Örneğin reklâmlarda “tamamen doğal” ya da yeni ve geliştirilmiş gibi ifadeleri sıklıkla işitiriz.

Burada verilenler tekniklerin sadece bir kısmı olmakla beraber sosyal psikologlar tarafından belirlenmiştir. Bu nedenle siz de şöyle bir günlük tecrübelerinize ve yaşantılarınıza bakın. İkna yöntemi olarak değerlendirebileceğiniz pek çok şeyle karşılaşacaksınız. Daha da ilginç olanı yarım saat televizyondaki bir programı izleyin. O kadar kısa bir süre içinde gözlemleyeceğiniz ikna tekniklerinin sayısı sizi gerçekten şaşırtıcı derecede çok olacaktır.

Üçleme : Aşk , Duygu , Mantık

Duyguları ve mantığı arasında kaldığını düşünen kadınlardan şu ifadeleri duyabilirsiniz: "Sakin, güvenilir ve nazik olan erkeğe ilgi duyamıyorum, ama ayaklarımı yerden kesecek kadar ilgi gösteren, ani öfke patlamaları olsa da ardından şefkatiyle beni yumuşatan erkekten bir türlü vazgeçemiyorum." Bu ifadelerin ardından, "Ne yapayım, mantığımı dinleyemiyorum, kalbim onun için çarpıyor" yorumu da gelebilir.

'Mantık' ile 'duygu' birbirinden tamamen ayrı çalışan 'karar verdirme birimleri' midir? Duygularımız ve dünya görüşümüz, neyi, niçin istediğimizi ya da istemediğimizi anlamız için yeterince olgunlaşmadığında, 'duygu-mantık' ikileminde kalma ihtimalimiz yükselir. Duygu-mantık ikilemi, romantik duygular ve geleceğe yönelik bir ilişki gibi durumlar söz konusu olduğunda, çok farklı unsurlardan etkilenebilir: Birlikte olunacak kişinin sosyolojik konumu, ekonomik durumu, çalışma durumu, eğitim durumu, maneviyatı, hayat ve dünya görüşü... Bu konuların sağlıklı şekillerde ele alınabilmesi için, duygularda ve dünya görüşünde belli bir farkındalık ve olgunluk olması gerekir.

Örneğin; birlikte olduğu insanı, manevi inanç biçimi/düzeyi ile yargılamak yerine, her iki tarafın ne kadar uyumlu olabileceğini erken dönemde net bir şekilde ele almak daha sağlıklıdır. Sosyolojik olarak uyumlu olunup olunmayacağı ilk zamanlarda karşılıklı değerlendirilirse, ileriki zamanlarda 'aslında birbirimize uygun değildik', 'sizin aileniz zaten şuradan geliyor' benzeri yargılamalara gerek kalmaz. Bu değerlendirmeler, bir uzman yardımı ile de yapılabilir

Birlikte olunacak kişinin, ülke ve dünya sorunlarına yaklaşımı da, o kişi hakkında çok fikir verebilir. Dünyada ve toplumda yaşanan adaletsizliklere 'bana ne' diyen bir kişinin, kendi hayatındaki insanların duygularına da benzer bir 'duyarsızlık' göstermesi beklenebilir. Örneğin, 'Hitler'i aslında onaylıyorum' diyen ve/ya da adaletsizliklere karşı şiddeti savunan bir kişinin, kendi hayatındaki yıkıcılık eğilimi de yüksek olacaktır. Ancak partnerini bu yönlerini değerlendirmeye alabilmesi için, insanların (ve tüm canlıların) yaşama hakkını koşulsuz olarak önemseme, yaşadığı ülkeye ve dünyaya karşı yapıcı boyutta bir duyarlılık hissetme vb değer yargılarının, kişinin kendi dünya görüşünde önemli olması gerekir.

Hepimiz , kendimiz için doğru insanla karşılaşalım.
 
Dilerim.